Sosyal medyayı bıraksanız, daha fazla kitap okur muydunuz?

“`html

Akıllı Telefon ve Sosyal Medya Bağımlılığı Üzerine Düşünceler

Günümüzde birçok insanın aklında benzer sorular var: Eğer bu telefonlara bu kadar bağımlı olmasaydık, gerçek potansiyelimizi ortaya çıkarabilirdik. Daha fazla dışarı çıkabilir, çocuklarımızla güzel anlar biriktirebilir ve başkalarının başarılarına karşı hissettiğimiz kıskançlıktan uzaklaşabilirdik. Ancak, bu düşünceler biraz hayal gibi geliyor; telefonumu bir kenara atabilseydim, hayatımın nasıl şekilleneceğini düşünmeden edemiyorum. Bir sporcu mu olur, yoksa çocuklarıyla eğlenceli aktiviteler yapan bir baba mı? Belki de usta yazarlar gibi büyük eserler bırakabilirdim.

Akıllı telefonlar ve sosyal medyanın getirdiği bağımlılık, yıllardır artan bir sorun haline geldi. Kişisel olarak bu sorunla başa çıkmak için geçen yaz sosyal medya hesaplarımı kapatma kararı aldım. İlk olarak X platformunu terk ettim, ardından Instagram ve TikTok’tan ayrıldım. Öncesinde telefonuma ve bilgisayarıma günde yaklaşık on saat harcıyordum; artık bu süreyi azaltmak istiyordum. Haftalık ekran süreme baktığımda, zaman harcadığım uygulamalardan daha fazla kelime işlemci gibi bir uygulamada zaman geçirmenin önemini anladım.

Planım sonuç vermeye başladı; kitabımın ilk taslağını zamanında teslim ettim. Ancak, sosyal medya detoksunun yarattığı olumlu etkileri beklediğim gibi deneyimleyemedim. Daha fazla kitap okuyacağımı ummuştum, çünkü ilham veren bir metin bulduğumda yazma isteğim artar. Ancak, sosyal medyadan uzak kalmak beni dünyadan kopardı; bu pek de kötü bir durum değildi ama okuma isteğim o kadar da güçlü olmadı.

Sosyal medya üzerinden bağımlılığın kötüleştiğine dair yaygın düşünceler mevcut. Kullanıcılar etkileşimlerden elde ettikleri dopaminle, anlık tatmin yaşamaya alıştı. Ben de bu endişeden muaf değilim; mesleğim gereği makaleler ve kitap yazıyorum ve insanların kitap okuma alışkanlıklarının azalmasını istemiyorum. National Literacy Trust tarafından yapılan bir çalışmada, 8-18 yaş arası çocukların yalnızca %20’sinin boş zamanlarında kitap okuduğu görülüyor. Bu oran anket tarihinin en düşük seviyesine ulaşmış durumda. Ayrıca, National Endowment for the Arts’ın 2022 araştırmasında, son bir yıl içinde en az bir kitap okuyan yetişkinlerin oranı %50’nin altına düşmüş bulunuyor.

Peki, bu durum okumayı seven insanlar için ne anlama geliyor? Tarih boyunca, insanların okuma süresi hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Elbette çoğu kısa mesajdan ibaret olsa da, bu yeni okuma biçimleri kitapları geride bırakıyor olabilir. İnternet sayesinde bilgiye ulaşmak kolaylaştı; kitap hakkındaki bilgilere ve okumak istediğimiz eserlere doğrudan ulaşabiliyoruz. Belki de çağımız, takip ettiğimiz konulara daha uygun kitaplarla yetinmemize neden oluyor.

Ancak tüm bunlar, telefonlarımıza daha fazla bağlı kalma gerçeğini değiştirmiyor. Yine de, okuryazarlık kavramının anlamını yeniden gözden geçirmeliyiz.

Hayali bir karakter düşünün, ismi Dave. Ortabatı’da çalışan yoğun bir avukat. Amerikan askeri tarihine meraklı. Reddit üzerindeki bir topluluğa katılıyor ve burada ortak zevklere sahip kullanıcıların önerilerini takip ediyor. Okuma alışkanlıkları değişiyor; daha seçici ve verimli hale geliyor. Dave, askeri tarih üzerine yapılan podcast’leri dinleyerek ve YouTube videolarını izleyerek bilgilerini artırıyor. Eğer, bu süreçte üç kitabın yerine yalnızca iki kitap okuduysa, bilgisi azalır mıydı?

Bir başka soruya daha odaklanmalıyız: Çevrimiçi etkileşimler, yüz yüze buluşarak kitap tartışmalarını taklit edebilir mi? Yoksa internetin sağladığı anlık bilgiye ulaşım, her şeyi hızlı bir yarış haline mi getiriyor?

Yazar Celine Nguyen’in “21. yüzyılda yazar olmak üzerine notlar” başlıklı çalışması bu konularda fikirler içeriyor. Nguyen, sosyal medyanın, insanların daha az kitap okumasına neden olabilse de verimli okumayı teşvik edebileceği görüşünü savunuyor. Örneğin, kendisi için şekillendirici etkisi olan birçok kitabı, çevrimiçi paylaşımlar sayesinde keşfettim.

Sonuçta, sosyal medya etkisiyle daha az kötü kitap okuyor ve ilgi alanlarımızı hızla keşfediyoruz. Belki de bu durum, okuma kültürü açısından bir iyileşme olarak nitelendirilebilir mi?

Dave’i, normalde ilgisini çekmeyecek yığınla kitabı okuması için katıldığı bir kitap kulübüne ekleyelim. Bu kulüp sayesinde tartışmalara katılıyor ve fikir alışverişinde bulunuyor. Aksi takdirde, ilgi alanlarını dar tutmuş olabilirdi. Bu durum, onun sahip olduğu bilgiyi değiştirebilir; ancak beraber okumanın kendine özgü sosyal dinamikleri var. Bir grup içerisinde gerçekleştirilen okuma etkinlikleri, düşüncelerinizi geliştirebilir ve daha derinlemesine düşünmenizi destekleyebilir.

Nguyen’e, dijital dünyada belirli bir okur kitlesine yönelik bir topluluk oluşturmanın yerel tartışmaları nasıl etkileyip etkilemediğini sordum. Sosyal medya üzerinden kitaplara ulaşım konusunda hız kazandığımızı kabul etsakda, kendi zevklerimizle sınırlı kalma tehlikesinin de farkında olmalıyız. Sosyal medyanın sağlamış olduğu bu kapılar, zaman zaman bize entelektüel izolasyon da yaratabilir.

Aynı zamanda, sosyal medya platformlarının yalnızca belirli bir görüşü besleme eğiliminden de kaçınmalıyız. Kitap kulüpleri ya da yüz yüze etkinlikler; karşılıklı etkileşimler ve zihinsel tükenmişlik ile mücadele edebilmemizin yollarını sunar. Bu tür fiziksel toplantılar, daha canlı ve çeşitli tartışmalar yaratıyor. Geleneksel yollarımızdan vazgeçmemiz gereken bu dönemde, sanal dünyanın sundukları da haliyle önemli bir yere sahip. Herkese ulaşmanın kolaylığı, bazen içsel bir yalnızlık hissi yaratabiliyor.

*Bu yazı, Cüneyt Bender tarafından çevrilmiştir.

Desteğiniz bizim için önemli. Türkiye’de ifade özgürlüğünün tehdit altında olduğu bir ortamda kaliteden ödün vermeden yayıncılık yapmanın yollarını arıyoruz. Okurlarımızın desteği, bağımsız bir yayıncılığın sürekliliği açısından büyük bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire’yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için teşekkür ederiz.

“`